24 Mayıs 2009 Pazar

Milk(2008)


Emin olamadım ama dönüp kontrol ettiğimde gördüm ki; yazmamışım Milk'i. Efendiliğimden eser yok şu anda.. Aman şu girizgaha bakan da döktüreceğim sanır; ilgisi yok! Sean Penn'e bir methiye düzüp kaçacağım.. Akademi öptü gerçi benim yerime ama.. olsun.. Her iyi şeyin altına imza atar onlar zaten; yeter ki bir yapan çıksın, değil mi.. Bıyık fenomenini küllerinden doğurdun be adam!
Metro merdiveninde kime uzansan o sevimli samimiyetinle, kucaklardı zaten seni.. Hem yaptığı işi yapış şekliyle- o adam oluşunun estetikliğiyle- zorunlu hareketler tam puan da diyebiliriz.. Hem de yaptığı işi yapma nedeniyle.. Pis kapitalist protestan muhafazakarlığının görmezden gelmeye çalıştığı gibi değil işte.. Hayır efendim değil. Sizin buyurduğunuz gibi sevişmeyeceğiz.. Oh be...

A Good Year (2006)

Süper mantar bir Hollywood yapımı.. Yine de manzara resimlerini sevenlere öneriyorum.. Ya da bir Salı akşamı yapacak bir şeyi olmayanlara.. Hayır Çarşamba olmaz, How I Met Your Mother var; rekabet edemez onunla.. Bir de bir şişe kırmızı şarap tedariklendirilmesini.. Çok özendiriyor şerefsizler çünkü. Netekim üzüm bağında geçen bir film izleyip de insan başka ne yapabilir. Hiç birşeye karşı çıkmazdım özellikle de esas hatun oscarlı afet Marion Cotillard iken. Ve fakat tanrım neden romantik komedide oynarsın be adam; evet Russell Crowe; sana diyorum; sempatik değilsin- bir Hugh Grant olmana imkan yok bu yaştan sonra. Çirkinsin de.. Bir Bardem çekiciliğinin esamesi okunmuyor o benli suratından.. İyi pr yapmışsın kakalamışsın kendini bu fransız fonlu filme de; olmamış ay.. Artık romantik komedilere bir standart gelsin çok rica ediyorum. Meg Ryan'dan kendimiz korumamız gerektiğini öğrendik ama bu jönlere ne demeli? Hepimiz belli yaştayız(?) Jude Law'ın varlığından haberdarız. Emekli gladyatörlere karnımız tok. Lütfen..

Il Conformista (1970)

"-İşten çıkınca ne hissediyorsun?
-Normal halime döndüğümü|hissediyorum.
-Normal halden kastın nedir?
-Normal bir adam olmak..Bana göre normal bir adam...başını kadının kalçalarına bakmak için çeviren adamdır.Sadece başını|çevirmek de değil. 5, 6 tane kıstas var. Kendine denk, ona benzeyen insanları bulduğu için mutludur. O yüzden kalabalık kumsalları sever. Futbol, şehirdeki barlar...
-Piazza Venezia'ya gitmek mesela.
Kendine benzeyen insanları sever. Farklı olanlara ise güvenmez. O yüzden sıradan bir adam gerçek bir ahbap ve gerçek bir yurttaştır. Tam bir vatanseverdir.
- Gerçek bir faşist yani."

Usta Bertolucci'nin affına sığınarak yapıyorum bu alıntıyı. Başka türlü tasvir etmek pek olanaklı değil benim kısıtlı ifade gücüm için. Yine kendimi beş para etmez bir oyunun karın tokluğuna elde dilmiş yan rollerinden birinde sanıyorum. Bu oyunu izlerken ayırıyorum ki yaşadığım hayat bana çok ucuza kakalanmış bir senaryo. İyi paketlendi diye yaşayıp duruyorum. Üstelik öyle acımasız bir sözleşmeyi öyle kanlı imzalamışım ki perde kapanana dek- hiç alkış duymasam da- buracıkta rol kesmeyi sürdüreceğim. Bir ihtimal aklımı koruyabilirsem; ve belki zaman zaman akıllı da olabilirsem sabote edebilirim.. Bu da bana sadece özsaygı kazandırır. Esaretimi artık hiçbir kahraman sona erdiremez. Çünkü kendisi çoktan vurulup düştü..

L'avventura (1960)

Anladık İtalyanların kafası karışık; ama bizimkini de karıştırmaya niye çalışıyorlar? Kayıp Anna'nın gerilimi Claudia'nın sarı saçlarını dağıtması ve rüzgarlara bırakması yüzünden iyice perçinleniyor. O parafinli eller, o törpülenmiş topuklar, o coşmuş yunan heykeli beyazlığı... Ah Claudia ah! Neden aşk? Neden ihanet? Hani sadakat?! Senin inci küpelerin, ipek fularların, iyi terzilenmiş aristokrat tayyörlerin yüzünden bu haldeyiz.. Terkedilmiş kasabaların tozlu kiliseleri bunlarıda mı görecekti? Başlarken bu film bitmez dediğimiz onca Lynch'te sonra Antonioni'nin bu bize ettikleri reva mı? Tamam razıyım. Hepsini tüketecek ve sonra da yeniden düşüneceğim.. Hakettim bunları.. Hepimiz hakettik..

ihmaller blog üstüne..

dün sabah uyanıp "bugün dünyanın en güzel günü" dedim.. çok içtendim.. cumartesi dünyanın en güzel günü.. ve her hafta ondan en az 1 tane var.. çok mutluluk verici. sıkıntılarım nitelik itibariyle başedilmez ve dönemsel olduğundan gerek, bana bir rahatlık geldi.. bir de o teşekkür mottosu.. ihtiyacım olna birşeymiş belli ki..
bu güzel hava, bu güzel yaz, bu güzel ev ve tüm bu farkındalık için (zoraki de olsa zaman zaman) teşekkürler..

17 Mayıs 2009 Pazar

Halil İbrahim Dinçdağ

17 Mayıs 2009- Türkiye'de -en homofobik avrupa ülkesinin- en homofobik sektöründe- bir futbol hakemi yüzünün kapatılmasını ve isminin kısaltılmasını reddetti. Utanılacak birşey yapmadığını, suç işlemediğini söyledi. Eşcinsel oluşunu deklare etti. Onun göze aldığı tüm dışlanmışlıklarla görünürlüğü yüreğimizi kabarttı. Korkmuyoruz. Utanmıyoruz. Çoğa benzemiyoruz. Taklit etmiyoruz. Kendine benzemeyenden nefret edenin karşısındayız. Susmayanın arkasındayız. Teşekkürler cesaretin için. Umut verdiğin için. Yalnız değilsin...