
- ee peki ertesi gün ne yapıyorsun? diye sordu.
-"Hiçbirşey" dedim. Duş alıyorum, çarşafları değiştiriyorum, odayı havalandırıyorum. Ve devam ediyorum. Zaten hiçbirşey olmadığı için tam olarak hiçbirşey olmamış gibi oluyor..
Aslında M'nin kucağında hıçkırmamanın sebebi bu muydu diye düşünüyorum. Ben bu kıçtan ibaret değilim diye düşünüyordum. Sifon çekilmiş gibiydi. Herşeyin içi boştu yine. Ama bu bir handikap. Herşey nedir? İçi nasıl doldurulur? Bu "anlamlı-sürekli kılma çabaları" bir tür ölümlülük kompleksi gibi geldi bana. Veya çok sağlam bir mazeret daha buldum. Yani bazıları dindar olur, bazıları işkolik. Bazıları çocuk yapar, bazıları şiir yazar. Bazıları sarhoş olur, unutur, düşünmez.. Sonuçta hayat tatlı ve kısa değil mi?
Benim Nazlı'dan ödünç aldığım şahane atleti, sırf ödünç olduğu bilgisi yüzünden, sömürmem gibi. Bitiverecek olan hayatta olma duygusunu sömürmek sanki. Kaygılarla, hedeflerle falan taçlandırma arzusu. Zaten habire pompalanan egolarımız var, neremize sokacağımızı hiç bilemediğimiz.
Ne önemi var? Ne anlamı var? Ne gerek var yahu!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder