17 Ocak 2010 Pazar

Un condamné à mort s'est échappé ou Le vent souffle où il veut (1956)


"A Man Escaped" diye analım ki anması ve unması kolay olsun. Bresson'a Mouchette ile başlamıştım. Pişman değilim. Öyle ki devamını getirmeden edemedim. Edemeyeceğim de. Her ne kadar Almanya'nın Fransa'yı istila ettiği günlerde ve bir toplama kampında geçse de- gerçek bir mekan hem de- kapkara değil bu film. Olası tüm aksiliklere, yoksunluklara ve fransız herhangiliğine rağmen hem de. Şunu demek istiyorum; adamlarda öyle bir duruş var ki, bir tür illaki hırsı değil de olacağına dair içten-derin bir inanç. Ve oluyor, ne ilginç. Bunu tüm fransız kültürüne entegre etmeye çalışmam da ilginç. Ama eğer bu pr ise olmuş diyorum. Hapishaneden bir adam kaçtı; ismiyle dahi sonunu söylüyor ama bir süre sonra sonu önemli olmuyor zaten. Denemek, umut etmek, inanmak yeter. Özellikle işgal altında bir kamptaysanız. İdam cezanız için sıra bekliyorsanız. Hiçbir şeyiniz yoksa, size inanan dostalarınız bile. Fontane diyor ki, yan hücredeki komşusuna, yapacağım çünkü yapmak zorundayım. Şiir gibi birşey işte. Şiir gibi birşey.

Hiç yorum yok: