
Etrafında dolaştım, bir kapı bulmak için. Etrafında dört döndüm. Kocaman bir kaleydi. Büyük taşlı ve yosunlu. Bir kapı aradım. Ama yoktu. Sonunda dikkatini çekebilmek için büyük bir ateş yaktım. Büyük bir ateş. Bu yaz oldu bu. Tatilimizde.
Herşeyi hatırlıyorum. Beni nasıl sevdiğini. Beni nasıl kanattığını. Herşeyi hatırlıyorum. Bir ölüm gibi. Sanki hiçbirşey olmamış gibi. Oysa oldu.
Biliyorum, şimdi geçiyor. Ve bu artık kanamasından daha fazla acı veriyor.
Sonra, onu gördüm. Arena gibi bir yerdi. Kumlu bir zemin. Rüzgar estiğinde ya da salt biri yürüdüğünde tozlar uçuşuyordu. Çok gururluydu. Ve sanki-çok dokunulmaz. Keyfi yerindeydi. Hiçbirşey sana ulaşamazdı. Sana. Kostümlüyken bana olduğu gibi.
Oysa biz kimdik? Kaybolmuştuk. Kendimizi bile kaybetmiştik. Ve tek arzumuz bu kaybedişi unutmaktı. İçiyorduk durmadan.
Yaralarımız benziyordu. Ben seni ben sandım. Sevince iyi gelir sandım.
Sanki ilk sendin-ki değildin. Nasıl bu kadar tazeydin? Sanki tüm insanlık tarihinde ilk Aşık bendim! En büyük aşk benimkiydi. Kapkara bir kış geliyordu ve ben hiç korkmuyordum. Ben hiç üşümeyecektim, burnum hiç akmayacaktı. O sikindirik rüzgarları takmayacaktım. Çünkü sen vardın. Sabahları beraber uyanacaktık. O sikik sabahlarda sen beni uyandıracaktın. Bir kocaman aşkın kucağına.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder