24 Ağustos 2009 Pazartesi

Vals Im Bashir


Gösterime girdiği günlerde İsrail yine Filistin'li siviller üzerinden şov yapıyordu. Çok kasıtlı olmamakla birlikte bir İsrail kültür ürünlerini boykot etme ruh hali ile izlememiştik. Şİmdi, bu kadar zaman sonra çok karışık hisler içindeyim. Hem bir taraftan gereksiz bir bekleyiş olmuş; zaman geçti ne değişti diyorum. Rahatsız ediciliği ve görselleği ile beni çok tatmin etti. Ama hem de Amerikan sinemasının basmakalıp Vietnam günah çıkartmasına benzer bir tat geldi ağzıma. Çok önyargılıyım. Bu konuda ne yapabilirim bilmiyorum.
Beşir'le Vals; 1982 senesinde Beyrut'ta, Sabra ve Shatila kamplarında siyonist askerlerin 1500 sivili sistematik bir biçimde öldürüşünün, 2000 kişiyi kaybedişinini (!) hikayesi. 2 gün süren katliam sırasında orada hazır bulunan ve o sırada 19 yaşında olan İsrailli bir askerin travmatik yolculuğu. "Hafızamı kaybettim" diyor bir yerde. Öylesine havada kalan bir söz ki. Hafızası sapasağlam yerinde; sadece katliamı kaybetmiş. Ve esasen; filmin sonunda gerçek görüntülerle başbaşa kalınca unutmakta haklı olduğunu derinden anlıyoruz. Kalbimi kırdı tüm bunlar. Taraf tutmak zorunda hissettim kendimi. Oysa bunu yapamam.
Sonuçta ne oldu? Beşir'le Vals oscara aday oldu. Ulusal ve uluslararası çapta 22 ayrı ödül kazandı. Golden Globe gecesi Kate Winslet gururla takdim ederken ödülü(yanlış hatırlamıyorsam); tam o sırada; halihazırda katliam devam ediyordu. İyi bir iş çıkarmış olan ekip haklı bir gururla kucakladırlar en iyi yabancı film ödülünü. Endüstri alınlarından öptü bu kendini pek şık eleştiren adamları. Kimse olanları konuşmuyordu. İma bile etmediler. Halbuki yaşamayan ancak sadece ölü olmayan Filistin halkı da eğer kendi sineması olsaydı; bunları kendi anlatabilirdi. Kendi acılarını. İsrail'e düşmezdi esasen.

Hiç yorum yok: