20 Kasım 2008 Perşembe

Un Gierno Perfetto

Aslında geçen hafta izlemiştim ve oldukça soğudu ama yine de iyice uzaklaşmadan yazayım dedim. Öncelikle mutlaka önerdiğimi belirteyim. Filmin oldukça sade bir konusu var ve gerçekten de bir günde olup bitiyor herşey. Zorbalığın ne kadar kolay ve yaygın olduğunu o kadar güçlü vurguluyor ki insan etrafına bakma ihtiyacı duyuyor ürpererek. Zaten kadınların nerdeyse yarıya yakınının şiddete maruz kaldığını buz gibi istatistiklerden biliyoruz ama ya inanamıyoruz- inanmak istemiyoruz ya da sigaranın sağlığa zaralı oluşu derecesinde içselleştiremiyoruz. Sürekli görmezden geldiğimiz, görmemeyi tercih ettiğimiz bu tokadı Özpetek 105 dakika boyunca bizden esirgemiyor. Belki de basit bir hayatta kalma güdüsüdür bu. Öyle güçlüdür ki insanda acıdan kaçmak, hazza yaklaşmak; tüm bu hastalıklı gerçekleri; gerçek oluşuna görerek inanamadığımız zulümü ancak perdede idrak edebiliyoruz. Çok aşırı şiddete bile; hamile kadınların babalarının verdiği kararla kurşunlanmasına, pek küçük çocukların sistematik olarak cinsel saldırıya maruz kalmasına falan bile duyarsızlaştığımız bu dünyada günlük zorbalığı normal sanıyoruz. Zannettiriliyoruz. İhtiyaçların manipülasyonu.. Kopuyorum konudan. Öze yaklaşmaya çalışayım. Hikayenin ne olduğu zaten fena önemli ama yönetmenin "sinema sanatı"nın hakkını vermesine de dokunalım. 2008 de bu iş artık tamamen endüstri olmuşken işte bir Ferzan Özpetek bizi alıp çektiği fotoğrafa kilitliyor. Ki benim vakti zamanında, izlediğim bir oyundan sonra bu işi hakkıyla yapmama imkan yok diyerek tiyatrodan kopmama benzer bir biçimde evimdeki ödünç kameraya elimi süremez hale getirdi beni. Çünkü kardeşim bu iş hakikaten böyle yapılır. Çok sevdim, bayıldım.

Hiç yorum yok: